Narsizm: Şişirilmiş Bir Kavramın İnsan İlişkilerini Zehirleyişi
Son yıllarda sosyal medyada tek bir kelime, ilişkiler üzerine düşünme biçimlerimizi baştan aşağı değiştirdi: “Narsist.” Artık bir insan mesajımıza geç cevap verdiğinde, duygusal olarak geri çekildiğinde, ilişki istemediğinde, hata yaptığında
Son yıllarda sosyal medyada tek bir kelime, ilişkiler üzerine düşünme biçimlerimizi baştan aşağı değiştirdi: “Narsist.” Artık bir insan mesajımıza geç cevap verdiğinde, duygusal olarak geri çekildiğinde, ilişki istemediğinde, hata yaptığında ya da sadece kendine döndüğünde bile, hemen bu etiketin içine yerleştiriliyor. Oysa bu kavramın yaygın kullanımı, insan ilişkilerini onarmak yerine daha da kırılgan hale getiriyor.
Bugün Instagram psikologları, TikTok terapistleri ve popüler uzmanlar “narsist erkek şöyle yapar, böyle manipüle eder, onun karşısında şöyle olun, sınır koyun, asla taviz vermeyin” gibi kalıp cümlelerle milyonlara sesleniyor. Bu söylemler ilk bakışta özgüven verici görünse de uzun vadede ilişkileri keskin bir ayrımın içine sokuyor. İnsan davranışlarının karmaşıklığını anlamak yerine, basit bir tanı torbasına atmak pratiğine dönüşüyor. Böyle olunca, farkında olmadan iletişimi kapatan, karşı tarafı suçlayan, empatiyi azaltan bir dil ortaya çıkıyor.
Oysa “narsizm” denilen şey, klinik anlamıyla bakıldığında son derece nadir görülen bir kişilik bozukluğudur. Gerçek narsistik kişilik bozukluğu olan birini hayatımız boyunca görmememiz çok daha olasıdır. Buna rağmen popüler kültür, kavramı o kadar genişletti ki artık neredeyse herkesin üzerine yapışacak hale geldi. Bir insanın geri adım atması, ilişkiden soğuması, uzaklaşması, duygusal kapasitesinin düşük olması, hayat stresine yenik düşmesi ya da sadece karşı tarafı istememesi bile “narsizm” olarak yorumlanıyor. Böyle olunca kavramın hem içi boşalıyor hem de gerçekleri çarpıtıyor.
Bir insanın davranışının arkasında onlarca sebep olabilir. Travmalar, geçmiş deneyimler, aile yapısı, stres yükü, kaygılar, iletişim tarzı, duygusal olgunluk seviyesi… Tüm bu gerçekler tek bir kelimenin gölgesinde kayboluyor. Çünkü etiket koymak, anlamaya çalışmaktan çok daha kolay. Kırıldığımızda, incindiğimizde, istediğimiz geri dönüşü alamadığımızda “o zaten narsistti” demek hem egomuzu koruyor hem de sorumluluğu tamamen karşı tarafa atıyor. Böylece ilişkiyi değerlendirmek yerine teşhis koyuyormuş gibi davranıyoruz.
Bu yeni dilin en tehlikeli yanı, ilişkileri yavaş yavaş zehirlemesi. İnsanlar artık birbirini duymak yerine birbirini çözmeye, anlamak yerine sınıflandırmaya çalışıyor. Bir hata olduğunda konuşmak yerine “narsistmiş zaten” diyerek sırt dönülüyor. Kişi, kendi bireysel sınırları ve kırılganlıklarıyla yüzleşmek yerine, popüler psikolojinin güvenli limanına sığınıyor. Bu, ne bilimsel bir yaklaşım ne de insani bir bakış açısı.
Gerçekte insan davranışı tek bir kelimeye sığmaz. Her insanın hikâyesi farklıdır. Her insanın kapasitesi, duygusu, geçmişi ve davranış nedeni başkadır. Bu farkları görmezden gelip herkesi aynı etikete sıkıştırmak; hem iletişimi öldürür hem de ilişkileri çözümsüz bırakır. Birini anlamaya çalışmak, konuşmak, sorgulamak, nedenlerini merak etmek varken kavramları silah gibi kullanmak çözüm değildir.
Bugün ilişkileri bitiren çoğu zaman karşı tarafın yaptığı bir hata değil, o hatayı yorumlama biçimimizdir. Modern dünyanın hızlı teşhis kültürü, insanları yakınlaştırmak yerine birbirinden uzaklaştırıyor. Herkesin elinde hazır bir etiket var: “Narsist.” Oysa belki de hiçbir narsist yok; sadece kendince davranan, yorulan, korkan, duygusal olarak kapanan, kapasitesi sınırlı veya ilişki istemeyen insanlar var.
İnsan davranışını tek bir söyleme indirgemek yerine, daha sakin, daha meraklı ve daha insani bir dil kurduğumuzda ilişkiler iyileşmeye başlar. Etiketleri bıraktığımızda karşımızdaki insanı gerçekten görürüz. Ve belki de asıl mesele, “narsist” diye bir kavramın ne kadar boşaltılmış olduğunda değil; o boşluğa neleri doldurduğumuzdadır.
Handan Demir
Araştırmacı Uzman Yazar