Köşe Yazıları

Dijital Hapishane: Algoritmaların Sessizce Rehin Aldığı Zihinler

Sosyal medya platformlarının bize sunduğu eğlenceli ve renkli dünyanın arka planında görünmez bir mekanizma işliyor. Instagram’ın keşfet akışı, TikTok’un bitmeyen videoları, Facebook’un önerileri… Hepsi masum bir algoritmadan ibaret değil. Bu

Dijital Hapishane: Algoritmaların Sessizce Rehin Aldığı Zihinler
  • PublishedKasım 9, 2025

Sosyal medya platformlarının bize sunduğu eğlenceli ve renkli dünyanın arka planında görünmez bir mekanizma işliyor. Instagram’ın keşfet akışı, TikTok’un bitmeyen videoları, Facebook’un önerileri… Hepsi masum bir algoritmadan ibaret değil. Bu sistem, kullanıcıları daha uzun süre platformda tutmak ve daha çok etkileşim elde etmek için tasarlanmış güçlü bir yapay zeka düzeni. Dışarıdan özgür bir gezinti gibi görünen bu süreç aslında birçok kişiyi farkında olmadan dijital bir hücrenin içine sıkıştırıyor.

 

Bildirimlerin, beğenilerin ve mesajların rastlantısal olarak karşımıza çıkması beynin ödül mekanizmasını çalıştırıyor. Tıpkı kumar makinelerinde olduğu gibi, neyin ne zaman geleceğini bilmemek bağımlılığı artırıyor. Kullanıcı, zihinsel olarak sürekli küçük bir ödül beklentisiyle ekran başında kalıyor. Bu durum yalnızca yetişkinleri değil, özellikle gençleri psikolojik olarak daha savunmasız hale getiriyor. Ergenlik döneminde bireyler kimlik arayışı içindeyken, algoritmalar tarafından öne çıkarılan “mükemmel hayat” ve “mükemmel beden” kalıpları özgüveni zedeliyor, yetersizlik hissini büyütüyor ve yeme bozukluklarına kadar varan sonuçlara yol açıyor.

 

Sosyal medya akışlarının bir diğer karanlık yüzü ise kullanıcıyı kendi görüşlerinin içine hapseden yankı odaları. Algoritma, kişinin izlediği her içerikten veri topluyor ve ardından benzer içerikleri yeniden karşısına çıkarıyor. Böylece kullanıcı farklı bakış açılarına erişemiyor ve kendi sesinin yankılandığı dar bir tünelde yolunu kaybediyor. Bu durum yalnızca bireysel düşünceyi etkilemekle kalmıyor, toplumsal kutuplaşmayı da besleyerek sosyal kırılmaları derinleştiriyor.

 

Bu mekanizmanın temel motivasyonu ekonomik. Kullanıcı ekranda ne kadar uzun süre kalırsa, o kadar çok reklam izliyor ve o kadar fazla veri üretiyor. Verinin değeri arttıkça platformlar, duyguları en hızlı tetikleyen içerikleri öne çıkarmayı tercih ediyor. Öfke, kıskançlık, şaşkınlık, merak gibi güçlü duygular tıklanma getirdiği için algoritma bu duyguları hedef alıyor. Böylece insanlar, farkında olmadan kendi zayıf noktalarının üzerine kurulu bir içerik döngüsünün içinde kayboluyor.

 

Bugün dünyada birçok ülke, özellikle genç kullanıcıları korumak için sosyal medya şirketlerinden daha fazla şeffaflık talep ediyor. Fakat teknolojinin hızı, yasaların hızından çok daha yüksek. Bu nedenle dijital hapishanenin kapıları, dışarıdan bir otorite tarafından değil, kullanıcının kendi farkındalığıyla açılabilir. Sosyal medya kullanırken, “Bu içerik bana neden gösterildi?”, “Bu videodan sonra nasıl hissediyorum?”, “Beni ekranda tutan şey ne?” sorularını sormak bile zincirleri gevşetmeye başlıyor.

 

Sosyal medya insanlığın en büyük iletişim araçlarından biri olabilir; ancak aynı zamanda en sessiz esaret biçimlerinden birine dönüşmüş durumda. Bu esaretten çıkmanın yolu bilinçli kullanımdan geçiyor. Algoritmalar görünmez olabilir, fakat etkilerini görmek için gözlerimizi açmak yeterli. Gazeteciliğin görevi de tam olarak burada başlıyor: görünmeyeni görünür kılmak, sessiz manipülasyonları kamuoyunun önüne sermek ve dijital çağın perde arkasını eleştirel bir gözle açmak.

Handan Demir

Uzman Araştırmacı Gazeteci – Yazar

EHA Haber Ajansı Ankara Temsilcisi

Written By
admin

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir