Diplomasinin Kara Kutusu: Sessiz Savaşın Yeni Cephesi
Dünyanın diplomasi haritası yeniden çiziliyor. Görünürde barış masaları kuruluyor, anlaşmalar imzalanıyor, ama perde arkasında yeni bir küresel güç savaşı sessizce sürüyor. Gazze’den Kafkasya’ya, Suriye’den Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir hatta,
Dünyanın diplomasi haritası yeniden çiziliyor. Görünürde barış masaları kuruluyor, anlaşmalar imzalanıyor, ama perde arkasında yeni bir küresel güç savaşı sessizce sürüyor. Gazze’den Kafkasya’ya, Suriye’den Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir hatta, ülkeler artık sahada değil masada savaş veriyor. Diplomasi, yüzyılın en stratejik silahı haline geldi.
Kahire’de devam eden İsrail-Hamas ateşkes görüşmeleri bunun en çarpıcı örneği. ABD’nin öncülüğünde sunulan yeni Gazze planı, Hamas’ın silahsızlanması ve Gazze’nin uluslararası bir geçici yönetim tarafından kontrol edilmesini öngörüyor. Bu tablo barış gibi görünse de, esasen bölgedeki güçlerin konumlanma mücadelesini derinleştiriyor. Donald Trump’ın devreye girmesi, Washington’un Orta Doğu’da yeniden merkezî aktör olma hamlesi olarak değerlendiriliyor. Ancak bu planın arkasında sadece siyasi değil, ekonomik ve enerji temelli çıkar hesapları da var.
Türkiye bu yeni denklemin ortasında hem insani hem stratejik bir rol üstlenmiş durumda. Ankara, Gazze’ye yönelik insani yardım filosuna diplomatik koruma sağlarken, Suriye’nin kuzeyinde istikrarı koruma kararlılığını sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Suriye’nin parçalanmasına izin vermeyeceğiz” çıkışı, hem bölgeye hem küresel güçlere verilen net bir mesaj niteliğinde. Türkiye bir yandan NATO üyesi kimliğiyle Batı blokunda yer alırken, diğer yandan Rusya ve İran’la diplomatik kanalları açık tutarak çok yönlü bir strateji izliyor.
Doğu Akdeniz ve Libya sahaları da bu güç mücadelesinin diğer cepheleri haline geldi. Türkiye’nin deniz yetki alanları anlaşmaları, enerji koridorlarının rotasını değiştirdi. Mısır ve Yunanistan bu gelişmeden rahatsız olurken, Ankara kararlılığını sahada ve masada göstermekten geri durmuyor. Akdeniz’de yapılan ortak tatbikatlar, sadece askeri bir mesaj değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini yeniden tanımlayan bir diplomatik hamle olarak görülüyor.
Kafkasya’da imzalanan Ermenistan-Azerbaycan barış anlaşması ise Rusya’nın zayıflayan etkisini ortaya koydu. Moskova’nın bölgedeki etkinliğinin azalması, Türkiye’nin ve Batı ittifakının daha belirgin bir şekilde devreye girmesine neden oldu. Bu durum, Kafkasya’yı Ukrayna savaşından sonra yeni bir nüfuz mücadelesinin sahnesi haline getiriyor.
Tüm bu gelişmeler, diplomasinin artık yalnızca barışın değil, küresel rekabetin de aracı haline geldiğini gösteriyor. Devletler askeri cephelerden masalara çekilmiş olsa da, bu yeni dönem sessiz ama çok daha karmaşık bir savaşın başlangıcını işaret ediyor. Masalar artık yalnızca konuşma yerleri değil; enerji, strateji ve istihbarat savaşlarının görünmeyen cephesi.
Handan Demir – EHA Ankara Temsilcisi