Türkiye’de Sanayi Büyüyor, Çevre Baskısı Artıyor
Dış basında yer alan haberlerde, özellikle Reuters Türkiye’nin bu alandaki hızlı yükselişini dikkatle izliyor.
EHA HABER/Handan Demir – Türkiye son yıllarda, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve Avrupa’daki yüksek enerji maliyetleri nedeniyle sanayinin yeni üretim üssü haline geliyor. Bu sürece “nearshoring” adı veriliyor; yani Asya’daki üretimin Avrupa’ya daha yakın ülkelere kaydırılması. Ancak bu ekonomik fırsat, çevresel açıdan ciddi baskılar da doğuruyor.
Dış basında yer alan haberlerde, özellikle Reuters Türkiye’nin bu alandaki hızlı yükselişini dikkatle izliyor. Avrupa’da enerji maliyetleri ve lojistik sıkıntılar nedeniyle birçok şirket üretimini Türkiye’ye kaydırıyor. Çimento, kimya, demir-çelik ve rafineri gibi enerji yoğun sektörlerde kapasite artırımları gerçekleşiyor. 2019–2024 arasında Türkiye’nin elektrik talebi yaklaşık %14 artarken, Avrupa genelinde enerji talebinde düşüş gözlemlendi.
Sanayi büyümesi beraberinde ağır bir çevre yükü getiriyor. Reuters’ın geçtiği haberlere göre Türkiye, 2024 itibarıyla Avrupa’nın en çok karbon salan enerji üreticisi konumuna yükseldi. Kömür bazlı termik santraller hâlâ elektrik üretiminde önemli paya sahip. Bu durum, karbon emisyonlarının artmasına ve Türkiye’nin AB’nin uygulamaya koyduğu “Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM)” gibi mekanizmalardan doğrudan etkilenmesine neden olabilir.
Ayrıca hava kirliliği, su kaynaklarının aşırı kullanımı ve ekosistem tahribatı gibi sorunlar çevre örgütleri tarafından sık sık gündeme getiriliyor. Dış basın, Türkiye’nin enerji üretiminde fosil yakıta bağlı kalmasının, uzun vadede iklim krizinde ülkeyi kırılgan hale getireceğini vurguluyor.
Türkiye’nin sanayi üretiminde öne çıkması, iş gücü ve ihracat açısından büyük fırsatlar sunuyor. Avrupa Birliği ülkelerine olan coğrafi yakınlık, lojistik avantajlar ve üretim kapasitesi sayesinde Türkiye, yatırımcıların radarında. Ancak bu hızlı büyümenin çevresel maliyetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiği açıkça ortada.
Türkiye bu noktada öncelikle yenilenebilir enerjiye daha büyük yatırımlar yapmalı, kömür bazlı üretimi aşamalı olarak azaltmalı ve çevresel düzenlemeleri sıkılaştırmalıdır. Sanayi tesislerinin karbon salımlarına yönelik şeffaf raporlama zorunluluğu getirilmesi, atık yönetimi ve su kullanımı konusunda sıkı denetimler uygulanması, ekosisteme olan baskıyı azaltacaktır.
Ayrıca devletin, enerji yoğun sektörlerde verimliliği artıracak teknolojilere teşvikler sunması ve AB’nin karbon vergisi uygulamalarına uyumlu bir ulusal karbon politikası geliştirmesi şarttır. Türkiye, kısa vadeli kazançları uzun vadeli çevresel maliyetlerle kaybetmemek için iklim politikalarını ekonomik stratejinin ayrılmaz bir parçası haline getirmelidir.